Bilişsel Uyumsuzluk

Herkese merhaba,

Sizin de ara sıra kendinizi kandırdığınız oluyor mu? Peki bunu neden yapıyorsunuz bir fikriniz var mı?

Öyle anlar olur ki insan gerçekleri kendine bile itiraf edemez. O yüzden kendini bir yalana inandırır. Hatta bu olay daha da büyüyünce bir süre sonra yalan, artık onun için gerçeğe dönüşmüştür. Zihinde çatışan fikirler insanın iç dünyasında dengesizlik yaratır. Rahatlamak için bir şey yapmak gelir, işte o şey de kendini kandırma durumu olarak ortaya çıkar. Kişi bu şekilde bir nebze rahatladığını hisseder. Sigara içen birini düşünün mesela, sigaranın zararlarını, kansere neden olduğunu bilir ama yine de içer. Belki de aklından şunu geçiriyordur: “Bana bir şey olmaz.” Neden olmasın? Kendini kandırıyor olabilir mi?

Bilişsel uyumsuzluk teorisi, 1957 yılında Leon Festinger tarafından ortaya atılmıştır. Teori, bir insanın bilişsel yapılanmasında meydana gelen çelişkili durumların anlaşılmasını sağlar. Belli bir olaya neden ve nasıl tepki verdiğini anlamamıza yardımcı olur. Festinger’e göre insan davranışlarındaki temel kavram biliştir. Bilme, farkında olma eylemine “biliş” adı verilir. Önemli olan nokta ise bireyin dış dünyayı algılayabilmesi ve algıladığı şeylere karşı bir yargıda bulunabilmesidir. Bilişsel uyumsuzluk teorisine göre, insanlar düşünce ve davranışlarını geçmişte yaşadığı tecrübe ve değerlere(inanç, tutum, gereksinim gibi) göre belirler. Bu değerler de insanın kendisini değiştirmesine, tanımasına yardımcı olur ve yaşamına şekil verir.

Örneğin tuttuğunuz takım, en yakın arkadaşınız hakkındaki düşünceleriniz, birine karşı duyduğunuz ön yargı değerlerinizden sadece birkaçıdır. İşte bazen bu değerlerimize tam olarak zıt bir düşüncemiz oluşmaya başlayabilir. Eski düşünce ile yeni düşünce arasında bir çelişki ortaya çıkıyorsa bilişsel çelişki durumu oluşur. Kişi de kendi değerlerini terk etmemek için uyumsuzlukları kendince görmemeye başlar yani bir çeşit kendini kandırma durumu yaratır, gerçeği görmezden gelir. Çünkü kimse inandığı bir konunun yanlış olmasını istemez. Üstelik bunları yaparken kendini kandırdığının farkına bile varmaz. Her şekilde savunma yoluna gider, içselleştirdikçe ona daha çok inanır ve gerçeklerle yüzleşemezse saldırı durumuna geçer. Yazının başlarında sigara örneği vermiştim hatırlıyor musunuz? Onun değişik versiyonları da şu şekilde gerçekleşir. Diyelim ki o kişiye sigara zararlı dedin, sana vereceği muhtemel cevaplardan biri de zararlı olmadığı olur. Hatta çevresinde içen birinin uzun zaman yaşadığını örnek gösterir. Zaten öleceğim bundan bir şey olmaz bile der.

Ya da bir öğrenci olduğunuzu düşünün. Ders işlenirken sınıfa geç gelen biri oluyor ve hocanız o kişiyi derse almıyor. Öğrenci itiraz etmek istiyor, istemeden oldu diyor ama hoca yine de gelmemesini söylüyor. İçinizden ne düşünürsünüz? Ben saatinde burada oluyorsam o da olmak zorunda der misiniz? Evet belki de haklısınız, siz erken kalktınız vaktinde orada olabilmek için ama o geç kaldı. Sonraki gün otobüs geç geldiği için derse beş dakika geç kalıyorsunuz. Koşarak sınıfa giriyorsunuz ama geç geldiğiniz için hoca sizin girmenizi kabul etmiyor. Bu sefer siz itiraz ediyorsunuz, hatta hocanın dersten atma hakkının olmadığını düşünüyorsunuz sonuçta sizin bir suçunuz yok, bütün suç geç kalan otobüste değil mi? Ama dün böyle düşünmüyordunuz.. İşte bir şekilde kendinizle çatışmış oldunuz. Kendi gereksinimlerinizi karşılayabilmek için karşıt görüşleri görmezden geldiniz. Bunu yapmazsanız ne olur? Bazen birtakım ruhsal problemlere yol açabilir, insanın kendine güveni kalmaz, kendine inanmaz.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.