” Bir kadının en çıplak hali, en iyi giyindiği halidir.”

       Coco Chanel

Devrin moda kavramını alt üst eden bir modacı, çağımıza damgasını vuran bir tasarımcı, doğru bildiklerinden asla taviz vermeyen bir stil ikonu, ünü ve şöhreti hiçbir zaman ölçülememiş bir patroniçe, adına birçok hayat ve servet feda edilen karşı konulamaz bir sevgili, geçmişini peri masalına dönüştüren bir kraliçe.

Yaşamı, sabit dönen bir atlı karıncada olmayı kabul etmeyip, ayaklarını kanatarak nallarını söken vahşi bir atın öyküsüne benzetilen  Gabrielle Bonheur Chanel’i gelin daha yakından tanıyalım.

19 Ağustos 1883 yılında Batı Fransa-Saumur’da Jeanne Devolve adında temizlikçi bir kızın ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Gabrielle’nin doğumundan 7 yıl sonra anne ve babası evlenirler. Bundan 5 yıl sonra anne Jeanne, henüz 20 yaşındayken tüberküloz nedeniyle hayatını kaybeder, ardında 5 çocuk bırakır. Gabrielle’nin kendinden 1 yaş büyük bir ablası, kendinden küçük 1 kız, 2 erkek kardeşi vardır. Seyyar satıcı olarak hayatını sürdürmekte olan baba Albert Chanel. Jeanne’nin ölümünün ardından ailesini tamamen terk eder. Erkek kardeşleri işçi olarak çalıştırılmak için tarlalara, Gabrielle ve kız kardeşi ise Katolik Manastırına eğitime gönderilirler. Bu sıkı ve disiplinli hayat Gabrielle Chanel için katlanılır değildir. 18 yaşına gelir gelmez kardeşlerini de yanına alarak manastırdan ayrılır. Fransa’nın Aubazine şehrinde genellikle Fransız subayların kıyafetlerini diken bir terzide çalışmaya başlar. Fakat bu Chanel’in kumaşla ilk buluşması değildir. Manastırda kaldığı dönemlerde, bir gün rahibe onun eline büyük bir kumaş verip iki tane kuğu işlemesini ister. Bu kuğuları işlerken kendi stilini yansıtan Gabrielle Chanel sonuçtan oldukça memnun bir şekilde bunu rahibeye gösterir ve aralarında şöyle bir diyalog geçer:

Rahibe Marie: Gabrielle, güzel ya da çirkin olması benim için önemli değil. Bu çalışma olsa olsa beni güldürür, o kadar. Böyle bir şey yapmak aklına nereden geldi söyler misin bana?

Gabrielle Chanel: Bunun sizi gerçekten güldürdüğünü mü düşünüyorsunuz?

Rahibe Marie: Evet Gabrielle,kesinlikle.Yeniden söylememi istiyorsan. Bu gülünç bir nakış olmuş.

Gabrielle Chanel: Biliyor musunuz Rahibe Marie ? Belki siz beni gücendirdiğinizi düşünüyorsunuz. Oysa ben bana söylediklerinize çok memnun oldum. Gülünç olduysa, içinde biraz ironi barındırıyorsa, bence bu hiç fena değil. Hatta birilerini eğlendirecek bir şey yaratabildiysem kendimi daha iyi hissederim. Bunun bana kendimi iyi hissettiren bir duygu olduğunu içtenlikle söylüyorum.

Rahibe Marie: Sen fazla yol alamayacaksın Gabrielle. Eğer aklını bu tip düşüncelerle doldurursan seni kimsenin anlayamayacağından emin olabilirsin. Dikkatli ol!

Gabrielle Chanel: Haklı olabilirsiniz. Ama korkarım bu fazla bir şey değiştirmeyecek. Ben kendim için nasıl bir hayat istediğimi biliyorum. Ve bunun gibi riskler almak konusunda hevesli olduğumu da biliyorum. 

Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Gabrielle Chanel hayata karşı boyun eğmez, güçlü duruşunu ve hayattan ne istediğini o yaşlarda belli etmiştir. Gelelim hayatının geri kalan kısmına. Gabrielle terziye sıklıkla gelen Fransız subayı Etienne ile tanışır ve Etienne’nin daveti üzerine onunla bir eğlence mekanına gider. Orada Gabrielle’den sahneye çıkıp şarkı söylemesi istenir. Zoraki de olsa sahneye çıkan Gabrielle piyanistin yanına yaklaşarak “ ‘Qui qu’a vu Coco dans I’Trocadero?’ parçasını biliyor musunuz” der. Yani “Coco’yu Trocadero’da kim gördü? …” Şarkı biter ama alkışlar bitmez. Bir yandan da “Bir daha Coco!” , “Bir daha Coco!” diye haykırışlar gelmektedir. Gabrielle sahneden indikten sonra Etienné kendisine sarılır ve “ Co-co Co-co” diye fısıldar ve “ Sen benim için bugünden sonra Coco olucaksın” der. Ve Coco Chanel aslında o gün doğar…

 

Coco Chanel hakkında daha fazlası için serinin devamı olan bu yazımı inceleyebilirsiniz.