İş Hayatı Röportajları – Ender Pak Mercedes Benz Türk-1

Merhabalar,
Mercedes Benz Türk Aksaray Kamyon Fabrika’sında Değişim ve Uygulama Yöneticisi Ender Pak ile gerçekleştirdiğimiz röportaj sizlerle. Keyifli okumalar…

Erat Türit: Ender Pak kimdir? Okurlarımız için kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?
Ender Pak: 1977 İzmir Karşıyaka doğumluyum. Aslen Mardin Midyatlıyım. 18 yaşına kadar İzmir’de yaşadım. Orta okul ve liseyi İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nde okuduktan sonra, Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü bitirdim. Mezun olduktan sonra İzmir’de bir Alman firmasında 8 aylık bir deneyimim oldu. Haziran 2004 yılında Mercedes-Benz Kamyon Fabrikasında işe başladım. İlk olarak, araçların imalat için seri hazırlık sürecini oluşturan, prototiplerini yapan ve numune montaj çalışmalarını gerçekleştiren, İş Hazırlama Bölümünde 4,5 yıl çalıştım. Bu süreçte 2006-2008 yılları arasında Selçuk Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği yüksek lisansımı tamamladım. Aralık 2008’de İmalat Bölümüne geçtim ve yaklaşık 65 kişiden oluşan Finish ve Araç Teslimat Bölümü grup şefliği görevini üstlendim. 5 yıl grup şefliği yaptığım bu bölüm; araç fonksiyon testlerinin yapıldığı, var ise araçla ilgili problemlerin giderildiği, aracın teslimata hazırlık işlemlerinin yapıldığı ve en son aracı satışa teslim ettiğimiz bir bölümdür. Daha sonrasında rotasyon kapsamında fabrikanın tesisi hol ve inşaat planlama bölümünde o dönemki tüm yeni tesis projelerin, altyapı ve üst yapı inşaatları, elektrik, mekanik ve hava tesisat işleri ve aynı zamanda lojistik ve diğer endirekt bölümlerin planlama grup şefliği görevini 1 yıl boyunca sürdürdüm. Farklı bir iş yapabiliyor olmak, bu süreçte benim için eşsiz bir tecrübe oldu. 1 yılı tamamlandıktan sonra tekrar imalat bölümüne geri döndüğümde yaklaşık 120 kişilik bir ekiple birlikte çalıştığım Kamyon Montaj bölümünde grup şefliği görevini devraldım. Yaklaşık 2 yıl boyunca görev yaptığım, belirli bir çevrim zamanında ilerleyen, kamyonun ana montaj işlerinin tamamlandığı, bir çok endüstri mühendisliği uygulamalarının (REFA, Problem çözme teknikleri, ergonomi, TKY, JIT ve vs.) çok başarılı bir şekilde uygulandığı ve kamyonun nihai ürüne dönüştüğü bu bölümde yine eşsiz tecrübeler edinme fırsatı yakaladım. Ekim 2016’da ise yeni görevim olan Değişiklik ve Uygulama Yönetimi Bölümü’nde 17 kişilik çok tecrübeli bir ekiple, araç ile ilgili gerçekleştirilecek tüm değişikliklerin devreye alınması, dökümantasyonunun yapılması, üretim sistemlerinde serbest bırakılması ve değişikliklerin yönetilmesi işlerini gerçekleştiriyoruz. Toplamda yaklaşık 13,5 yılı aşkın bir süredir Mercedes-Benz Türk Aksaray fabrikasında çalışıyorum.

Özlem Karakoç:Üniversite hayatınızda nasıl bir öğrenciydiniz. Aktif olarak yaptığınız veya katıldığınız işler nelerdi? Bu anlamda üniversiteyi en iyi şekilde değerlendirebilmeleri için öğrenci arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz neler olur?
Ender Pak: Çok güzel ve çok da bana uygun bir soru aslında. Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği %100 ingilizce eğitimi veriyordu ve ilk yılım hazırlıkla geçti. İngilizcem fena olmadığı için ingilizce hazırlık yılını çok rahat bitirdim. Birinci ve ikinci sınıfta çok çalışkan bir öğrenci olduğumu söyleyemem. Ders çalışmayı sevmezdim ve sınavlardan en fazla 2 gün önce çalışmaya başlayıp klasik sabahlayan öğrenci profilindeydim. Bu bana 2 dönem okul uzatmaya mal oldu. Tabi ki bunun tek sebebi çalışmamak değildi. Çok sosyal bir üniversite hayatı geçirdim. Bölgeyi tanımak çok önemli ve Gaziantep de çevresi de çok çok güzel. Birçok güney ve güney doğu anadolu şehrini ve kültürünü tanımaya çalıştım. Özellikle yemek kültürleri ve tarihi yerler. Çok keyifli günlerdi.
Bilimsel anlamda ise, Gaziantep’deki Makine Mühendisleri Odası öğrenci komisyonunu kurduk. Aynı anda tüm Türkiye’de Makine Mühendisleri Odası öğrenci komisyonları kurulma kararı alınmıştı ve biz de 2 arkadaşımla beraber kurucu üyelerdik. Onlarca şehrimizde 20’nin üzerinde komisyon kuruldu ve 1500-2000 kişinin katıldığı kongreler düzenlendi. 3 defa kongre düzenlendi ve üniversitemizden yüzün üzerinde öğrenciyi Ankara’ya götürdük ve katılım sağladık. Bahar şenliklerinde rol aldık, robot yarışmaları düzenledik, sosyal kulüpler kurduk, Makine Mühendisleri Odası’nın destekleri ile bir çok fuarlara, hidrolik pnömatik kongrelerine öğrencileri götürdük vs. Bunlar en kıymetli zamanlarımdı. Makine Mühendisleri Odası ile yakın ilişkide kalmak beni birazda hayata hazırlamış oldu ve olayın ciddiyetini fark edip okuduğum bölümün zor bir bölüm olduğunu ve artık çalışmam gerektiğini anladım. Dersleri ilk ciddiye almamla birlikte okulu bitirdim. Ardından askerlik sonra da iş hayatı hızlı bir şekilde peşinden geldi.
Tavsiyem ise; ne yaparsanız yapın, ya da ne yapmazsanız yapmayın okuldan mezun olursunuz, bu böyledir. İlk seferde olmazsa ikincide veya üçüncü de bir şekilde verir geçersiniz dersleri. Mezun olmak çok zor bir şey değil, sosyal becerileri geliştirmek zor. Benim öğrencilere en büyük tavsiyem sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmeleri. Bu da üniversitelerde aktif konularda rol almakla, çeşitli kulüplerde faaliyet düzenlemekle, sizin gibi bloglar ya da gruplarda vs. bulunmakla oluyor. Bunlar bilimsel veya bilimsel olamayan her konuda insana hayatla ilgili bir takım dersler mutlaka verir. Çünkü her ne olursa olsun mutlaka problem çıkaran insanlarla karşılaşıyoruz ve onları yönetmeyi, yönlendirmeyi öğreniyorsunuz. Mezun olduktan sonra dışarı çıktığınızda herkes eşit, herkes endüstri mühendisi. Fakat siz X bir firmanın insan kaynakları ve diğer uzmanlarının karşısına çıktığınızda size sorulan sorulardan biri de ‘Üniversitede ders dışında ne yaptınız?’ olacaktır. Çünkü sizin derslerinizden eminler, sonuçta diplomanızı aldınız ama onun dışında ne yaptın, kendini nasıl geliştirdin sorusu muhakkak sorulur.
İkinci bir tavsiyem aslında en önemli tavsiye. Dediğim gibi mezun olunur, okul biter ama dışarıda bekleyen 100 bin endüstri mühendisinden, 200 bin makine mühendisinden sizi ne ayırıyor, baktığınız zaman sizin renginiz ne, nasıl parıldarsınız, nasıl öne çıkarsanız? Ders notu 4.0 olarak mı? Yoksa başka yeteneklerle mi? Ben size söyleyeyim. Kesinlikle dersler de çok önemli, sosyallik de çok önemli ama en önemlilerinden biri de yabancı dil. Eğer şuan 2018 yılında yaşıyorsak ve dünya bu kadar küçülmüşken ve sanayide en küçük firmanın bile yurtdışı bağlantısı var ise ve siz onun kapısına bir dil bile bilmeden gidiyor iseniz, şansınız çok yok. İyi bir iş bulmak için bir dili ana dil gibi demiyorum ama tartışmasız bir şekilde yazabiliyor ve konuşabiliyor olmanız gereklidir. Mercedes-Benz için de bu zaten olmazsa olmaz çünkü bütün işlerimiz Almanya, Amerika veya Brezilya ve daha bir çok ülke ile. Yabancı dilini kurslarla, yurtdışına giderek, orada yüksek lisans yaparak veya çalışarak geliştiren ve kendini finanse eden kişiler tanıyorum. Tabi bu kişinin sorumluluk bilinci ile de alakalı bir durum.
Özetle dil, sosyal olmak, kendini ifade etmek, iyi iletişim kurabilmek, iyi bir dinleme yeteneğine sahip olmak anlamında sizlere verebileceğim en büyük tavsiyelerden biridir.

Eray Türit: Herkes genelde doğru yapılan işlerin peşinde koşuyor. Ama biz biliyoruz ki yanlışlarımız da bizi doğruya yönlendiren pusulalar oluyor. İş yaşamınızda ve öğrencilik hayatınızda size pusula olan yeniden başlama gücü veren yanlışlarınız nelerdi?
Ender Pak: Aslında biraz önce bahsettim abartılmış sosyallik ile okulda zorlandım diye. Onu yanlıştan saymayacağım ama dozunu ayarlamak önemli. Okulu bitirmem gerektiğini anladığımda tamamen asosyal olmadım tabi ki ama dozunu çok iyi ayarladım. İş hayatımla ilgili olarak da yanlışım insanları belki zamanında fazla dinlememek olabilir. Gençsiniz, her şeyi bildiğinizi ve öğrendiğinizi sanıyorsunuz, kafanızda bir doğru oluşuyor, biri gelip yanlışı söylediği zaman kendi bildiğiniz doğruda ısrar ediyorsunuz, karşı tarafı küçümsüyor da olabilirsiniz. Tabi ben şu an çok öncesinden, bahsediyorum. Aslında işin tamamen sahada bittiğini, o işi yapan insanların o işi en iyi bildiğini kabul etmeliyiz. Bir problemi çözerken çalışana “Bu işin doğrusu budur.” demek yerine “Böyle bir hata, böyle bir yanlışımız var. Neden yaptık? Nasıl çözebiliriz? Bu işi sen yapıyorsun, aklımda bir şey var ama ben senden de dinlemek isterim ve doğruyu beraber bulalım” deme kültürü bende çok hızlı bir şekilde gelişti. O günden sonra beraber çalıştığım insanları yanıma almış oldum ve inanın o kadar fazla problem ile karşı karşıya kalsak bile hepsini çözüme kavuşturduk. Sadece ilgili kişiye fikrini sordum ve bu en iyi bildiğim konu bile olsa, fikir alma, farklı açılardan bakma konusunu prensip edindim. Çünkü bu takım çalışmasının temelini oluşturuyor.
‘’Mühendis’’ kelimesi çok büyük bir kelime ama ilk yıllarda işe yaramıyor. Çünkü ilk zamanlar işi bilmiyorsunuz fakat bir vizyonunuz var, bakış açınız geniş. İşi burada bilenlerden öğreniyorsunuz ve kendi vizyonunuzla harmanladıktan sonra ortaya iyi bir Mühendis belkş ancak o zaman çıkıyor.
Alçakgönüllü olmak, insanların fikrini almak, fikrini gerçekleştiremeyecek dahi olsanız bile neden olmadığını açıklamak çok önemli. Çünkü böyle yapmazsanız bir dahaki sefere çalışanınız size fikrini söylemez. Bir fikir var ise beraber öneri alışverişi yapmak önemli. Bazen sizin fikriniz bazen de onun fikri gerçekleşir ama biz yapmış oluruz. Başardığınız zaman ‘Biz’ duygusu çok önemli ve güzel bir duygu oluyor. Bu güne kadar çalıştığım her yerde ‘Biz’ duygusunu her anlamda kendim ve ekibimle yaşatmaya çalıştım. Çalışanları her probleme, hata kültürüne ve ‘Biz’ olgusuna entegre etmeyi önemli buluyorum. Çünkü hata bir kültürdür ve bunu kabul edip tüm işlerin sonunda biz hata yaptık, biz bu hatayı çözdük, biz doğrusunu bulduk ve beraber öğrendik diyebilmek ve tekrar etmemesini garanti altına almak önemli. İşte bu da, benim iş yaşamında ki beni yönlendiren pusulam.
Özlem Karakoç: Mercedes-Benz’de çalışmaya başlama serüveninizi kısaca anlatabilir misiniz? O andaki duygularınızı hatırlıyor musunuz? Neler hissetmiştiniz?
Ender Pak: O anki duygularımı hiç unutmuyorum, görüşmeye çağrıldığımda inanılmaz heyecanlanmıştım. Çünkü çağıran Mercedes-Benz’di. Mercedes’in bağlı olduğu Daimler çok büyük bir isim, şu an zaten Forbes dergisinde 500 şirket arasında ve Dünyanın en iyi 6. işvereni. İlk görüşmeye geldiğimde çok heyecanlanmıştım (Her halimden belli oluyordu zaten). Çünkü rüya gibiydi ve eğer ben burada işe başlarsam müthiş bir hayal gerçekleşmiş olacaktı benim için. Bir makine mühendisi olarak daha nerede çalışmak isteyebilirdim ki? Evet doğma büyüme İzmirliyim, evet Aksaray küçük bir şehir ama firma çok büyük ve bu birçok şeyi tolere eder diye düşündüm ki nitekim etti de. İş görüşmesinde Alman üst müdürümüzden “Neden burada çalışmak istiyorsun?” diye bir soru geldi ve şu cümleyi kurdum; “Burası benim için hayal bir iş yeri ve bu hayalimi gerçekleştirmek için” dedim. Büyük bir heyecandı ve hala da her sabah gelirken o heyecanı duyuyorum, inanın heyecanım hiç kaybetmedim diyebilirim. Çok keyifli ve her zaman sizin yanınızda olan bir firma, burada olmaktan mutluyum.

Eray Türit: Makine mühendisliği alanında lisans eğitiminizi tamamladınız. Daha sonra endüstri mühendisliği alanında yüksek lisansınızı tamamladınız. Sizi endüstri mühendisliğine yönlendiren neydi? Neden bu alanda eğitim almak istediniz? Sizce makine mühendisliği ile endüstri mühendisliği arasındaki en büyük fark nedir?
Ender Pak: Makine mühendisliği aslında çok zor bir mühendislik, bütün diğer bir çok mühendisliğin temeli makine mühendisliğinden türetilmiştir diyebiliriz. İlk işim makine mühendisliğine çok uygundu, prototip hazırlama, yanlış konstrüksiyonları düzeltip hatalarını bulup doğru konstrüksiyon önerme, teknik çizimler yapma vs. gibi çalışmalarım oldu. İmalata yaklaştıkça, prosesleri gördükçe -ki endüstri mühendisliğinin en önemli kelimelerinden biridir proses – işin içinde başka bir takım unsurların olduğunu anladım. Ekonomiklik, maliyet analizleri, zaman analizleri, ergonomi-konfor analizleri, zaman ölçüm tekniklerini fark ettim ve bunların endüstri mühendisliği ana ilgi alanları olduğunu bildiğim için, 2006 yılında ilk defa açılan Selçuk Üniversitesinde yüksek lisansıma başladım. Hayatımın en kolay iki yılını geçirdim. Bu derslerin kolay olduğundan değil, benim zaten yıllarıdır proseslerin içinde olup uygulamamdan kaynaklanıyor. Bire bir uyguladığım konuların teorisini almak çok kolay olduğu için keyifli ve kolay bir şekilde, hocalarımızla tartışmalar yaparak zorlanmadan bitirdim. Tamamen mesleğimde bana yardımcı olacağını bildiğim için, destek verecek bir unsur olacağına ve beni biraz daha vizyon açısından ileriye götüreceğine inandığım için endüstri mühendisliği yüksek lisans yapma ihtiyacı duydum.
Aralarındaki fark ise; makine mühendisliği detaylara ve hesap kitaplara çok iner ama endüstri mühendisliği daha üstten bakar konulara, çok detaylara girmez. Endüstri mühendisliğinin ilgi alanı paradır, optimizasyondur, katma değer sağlamaktır, ekonomikliği ve sürdürülebilirliği sağlamaktır. Makine mühendisliği işin temelini, işin kurulmasını, pahalı ya da ucuz dünyanın oluşturulmasını sağlar. Yani makine mühendisliği sıfırdan oluşturma sürecini yapar, endüstri mühendisliği optimize eder ve sürüdürülebilirliği ve daha fazla kar elde etmeyi sağlar.
6-Şu anda mesleğiniz için kendinizde eksik veya dezavantaj olarak gördüğünüz özelliğiniz var mı, varsa nelerdir?
Yurtdışına ilk defa Mercedes’te işe başladığımda çıktım. Keşke öğrencilik zamanında yurtdışına çıkma ve bir süreliğine oralarda yaşama şansım olsaydı. Yurtdışında 6-18 ay arası kalmak, okumak ya da bir şekilde orda bulunup o farklı kültürü tanıyıp öyle Türkiye’ye dönmek isterdim. Şuan yurtdışına çıkıp farklı kültürleri tanıyorum. Tabi bunu eksiklik olarak görmüyorum ama 15 yıl önce kendime öyle ya da böyle mutlaka bir yurtdışı organize etmeye çalışırdım. Onun dışında mesleki anlamda eksiklik aslında zor bir soru şöyle ki; benim gözümde daha okunacak ve öğrenecek çok şey var, güncel kalmak lazım. Elimden geldiğince güncel kalmaya çalışıyorum, tüm yenilikleri takip etmeye çalışıyorum. Zaten şuan da Aksaray Üniversitesi İşletme bölümünde doktora öğrencisiyim. Bu eksiklikten değil, bilakis daha öğrenecek çok şey olduğuna inandığım için okumaya, anlamaya ve dünyayı tanımaya devam ediyorum.
Özlem Karakoç: Dezavantaj olarak gördüğünüz bu yönler iş hayatınızda ne gibi sorunlar açtı başınıza ve aşmak için nasıl bir yol izlediniz? Birkaç örnek verebilir misiniz?
Ender Pak: Aslında hiçbir sorun açmadı, açmıyor, açamaz. Çünkü üniversite yıllarımı dolu dolu geçirdiğim için meslek hayatına hazırdım. Aslında bu benim kişisel eksikliğim ve iş hayatımda hiçbir sorun çıkarmıyor. Doktorayı burada bir şeyler yapmak için değil, kendi hayallerim için yapıyorum. Emeklilik hayatımda, genç nesillere bilgi ve tecrübelerimi aktarmaya devam edebilir miyim düşüncesi her zaman aklımda. “Hem yıllarca biriken pratik tecrübelerimi hem de teorik bilgilerimi zevkle ve mutlulukla öğrencilere, yeni nesillere neden aktarmayayım?” düşüncesiyle, biraz da bu amaçla başladım. Tabi ki mesleğimde bana farklı bir bakış açısı kazandırdı ama bu eksiklik olarak hissettiğim için değildi. Dil anlamında zaten mesleğe hazırdım, İngilizce ve Almanca bilmek gerçekten çok önemli. Dediğim gibi liseyi %100 Almanca ve üniversiteyi %100 İngilizce okudum ve şu an bunun çok büyük faydasını görüyorum. Mühendislik eğitimini de çok iyi aldığımı düşünüyorum, gerek Gaziantep’te gerek Konya’da ve şimdi de Aksaray’da.

Röportajımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Görüşmek üzere