Hemen hemen hepimiz ara sıra yapmamız gereken bir işi ertelemişiz, öte bir zamana aktarmışızdır. Fakat bu durum artık bir alışkanlık halini almışsa ve günlük hayatımızı zorlaştıracak durumdaysa tehlike sinyalleri veriliyor diyebiliriz. Dikkat !

İngilizcesi ‘Procrastination’ olan, dilimizde ‘erteleme hastalığı’ dediğimiz durum okul ve iş hayatımızdaki kabuslardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Projeleri, sınav hazırlıklarını, ev işlerini, en çok karşılaşılandan biri olan alarmı yani neredeyse her işinizi erteliyorsanız bu yazı tam sizlik.

Özellikle öğrencilik yıllarında başımıza gelen bu hastalık verilen ödevlere hazır olmadığımızı düşünme ya da ödevin iyi olmayacağını düşündüren endişelerden dolayı işe koyulamamaktan çıkıyor.

Bu hastalık yanlış bilinen tembellik ya da üşenmek değil. Tembellik o işi yapmayıp sürekli kaçmak. Fakat bu hastalık başlayamamaktan ibaret.

Her ne kadar dilimizde hastalık olarak tabir etsek de bu durum bir semptomdur. Neden erteliyoruz  ve nasıl başa çıkarım sorularıyla bu semptomdan kurtulmamız mümkün.

Temelde 3 sebepten bu semptom başlar.

  •   Başarısızlık korkusu ;    

Yaparsam ve benim kaliteme yakışacak bir sonuç çıkmazsa olmaz. En iyisi hazır olunca başlayayım.

Başarılı olup çıtayı çok yükseğe çıkarırsam bundan sonra geçemeyebilirim.

“Ben bu işi yaparsam yeni bir iş çıkacak bitmez ki dünyanın işi” düşüncesi

 

Nedenleri genel olarak bu şekilde. Şimdi çözümlere bir bakalım.

 

Hayatta küçük değişimler yaparak başlayabilirsiniz. Sürekli erteleyen biriyseniz ne kadar çok erteleme yapmazsanız beyniniz o kadar işleri son dakikaya bırakmamaya programlanmış oluyor. Çünkü ertelememek adına yapılan en küçük adım beyninizde yeni nörol bağlantıları paylaşacak. Geriye sadece o yolları işlemek kalacak.

Mesela odanızı toplamaya mı üşeniyorsunuz? Hemen o dağınıklıktan bir kağıt alın ve onu doğru yerine koyun. Ya da daha da küçük bir başlangıç olsun. O kâğıdı nereye koyacağınıza karar verin : çöpe? Dolaba? Başka bir odaya? Ya da birine mi vereceksiniz?

İşte böyle küçük hareketlerle nöron bağlantılarını oluşturdunuz bile.

Ya da Pomodoro Tekniği denen bir teknikle de bu semptomdan büyük çoğunlukta uzaklaşabilirsiniz.

1980’lerde Francesco Cirillo adlı biri tarafından geliştirilmiş olan Pomodoro Tekniği, o zamandan beri çalışmakta sıkıntı çeken, nereden başlayacağını bilemeyen bir çok insanın kullandığı ve memnun kaldığı bir teknik. Adını Cirillo’nun öğrencilik zamanlarında bu tekniği uygularken kullandığı domates şeklindeki zamanlayıcıdan alan bu tekniği (Pomodoro İtalyanca’da domates demek) nasıl uyguluyoruz görelim.

 

Tekniğin temelinde kısa süreli çalışma seansları ardından kısa süreli, mini molalar yatıyor.

Kısa çalışma seanslarımız 25’er dakika sürüyor ve ardından 5 dakikalık mini bir mola veriyoruz.

Çalışma seansımız ve molamızdan oluşan toplam 30 dakika 1 pomodoro’yu oluşturuyor.

4 pomodoro çalışmamızdan sonra yani 2 saatlik çalışmadan sonra artık 30 dakikalık uzunca bir mola verebiliriz.

 

Ama mızıkçılık yok, kurala uygun ‘4 pomodoro’ ardından bu uzun molaa!

Yetkililerce günde 8-16 arası pomodoro yapmak ideal sayılıyor bu da 4 le 8 saat arası bir çalışma, tabii molalarla.

 

4 saat ilk söylemde kulağa çok gelebilir fakat molalarla çalışıldığı için oldukça etkili ve verimli geçtiğini söyleyebilirim. İş hayatınızda 10 pomodoro ile 5 saatte kendinizi oldukça dinç hissederek harikalar yaratabilirsiniz.

*Ancak tabii ki teknikten gerçek verimi almak için kilit noktalar var. Asla çalışma seansları boyunca bir şeylerin dikkatinizi dağıtmasına izin vermemelisiniz. Bu 25 dakikada sadece işinizle ilgili şeylerle meşgul olmalısınız.

*Ve aynı şekilde 5 dakikalık molalarda da yaptığınız işe dair şeylerle ilgilenmeyin.

Tüm bu kuralları benimseyip hayatınızın bir parçası yaptıktan sonra kendinize günlük, haftalık ya da aylık olabilir kaçar pomodoro’luk çalışacağınıza dair bir plan oluşturun ve o plana sadık kalmak için elinizden geleni yapın.