Simbiyoz Yönetim

Merhabalar 🙂

Başlığı okuyunca biyoloji dersinden gelen bilgilerle size bir takım çağrışımların gelmiş olması lazım ama gelmediyse de sorun yok beraber öğreneceğiz. 🙂

TDK’ya göre simbiyoz “ortak yaşama” anlamına gelmektedir. Daha genel bir tanım yaparsak simbiyoz;

“Genel olarak canlılar arası bir ilişki türü olmakla birlikte, bu ilişkiye katılan (ortak olan) tüm canlıların fayda görmesi sonucu oluşur.”

Evet bu terim ve tanıma biyoloji dersindeki canlıların yaşamı konusundan aslında aşinayız. Endüstriyel yaşamda ise simbiyoz;

“Tercihen birbirine fiziksel olarak yakın olup, normalde birbirlerinden bağımsız çalışan iki veya daha fazla endüstriyel işletmenin bir araya gelerek hem çevresel performansı hem de rekabet gücünü artıracak uzun süreçli ortaklıklar kurması ve dayanışma içinde çalışmasını temsil eder.” 

Tanım gereği bu yönetim şeklinden beklenen her iki taraf için de yarar sağlamasıdır. Yönetici konumundaki kişi var olan bilgi ve birikimlerini diğer çalışanlarla paylaşır, doğru yatırımları destekleyecek ifade ve hareketlerde bulunur, bürokrasiyi azaltır, şirketteki tüm iş tanımlarına hakimdir ve karar mekanizmalarını hızlandırır. Durum böyle olduğunda hiçbir sıkıntı yok, simbiyotik yönetim şekli gayet işe yarar bir yöntem.

Fakat sıkıntı olan durumlar mevcut.

Psikolojide de yer alan “aşırıya kaçma” durumuna bu yönetim şeklinde de maalesef karşılaşılıyor.  Yöneticilerin “aşırı sahiplenme” ve “özdeşleşme” güdüsü ortaya çıkmaktadır ve bu durum ciddi sıkıntılara sebep olup vazgeçilmesi gereken bir yaklaşımdır. Yani üst düzey yöneticilerin belli bir süre sonra yetkilerinden dolayı “şirket = ben” gibi bir algıya yakalandıkları gözlemlenmiş. Böylece amaç fayda sağlamakken zarara dönüşüp paraziter ilişkiye sebep olur. Dolayısıyla çalışanlar arasında büyük motivasyon düşüklüğüyle birlikte şirketi olumsuz etkileyecektir. 

Kim olursak, hangi görevde olursak olalım kendimiz ile ilgili keşfetmemiz ya da kabullenmemiz gereken nice konular vardır. “Ben böyleyim, işinize gelirse” mantalitesindeki yöneticilerin devri kapanalı çok oldu. Yeniliklere ve değişimlere açık olunmak zorundadır.

Geçtiğimiz günlerde Alibaba’nın kurucusu Jack Ma ile yapılan bir söyleşide, gençlere verdiği öneriler herkesi şaşırtmış. Demiş ki; “20 ile 30 yaş arasındayken ne yaptığınızı bilmezsiniz, kafanızda birçok fikir vardır, her şeyi yapabileceğinizi düşünürsünüz ama yapamazsınız. 30-40 yaş arasında kendi başınıza denemek istediğiniz bir şey varsa, deneyin. 40-50 yaş arasında en iyi olduğunuz konuya konsantre olun. 50-60 yaş arası bırakın gençler daha iyisini yapsın. 60 yaş ve sonrasında ise torunlarınızla zaman geçirin”.

Herkes değerlendirmesini kendi penceresinden, deneyimlediği kadar yapabiliyor. 

Her gün yeni bir bilgi, yeni bir tecrübe.

Konu ile ilgili soru ve görüşleriniz için bana bkara@industryolog.com mail adresimden ulaşabilirsiniz.

Esen kalın…