Taylorizm

Herkese Merhabalar,

Bu yazımda sizlere kökeni Endüstri Mühendisliği’nin prensiplerine dayanan “Taylorizm”den bahsedeceğim. Öncelikli olarak size ismin sahibi olan Taylor’ı kısaca tanıtmak istiyorum.

Bilimsel yönetimin ve Endüstri Mühendisliği’nin babası olarak kabul edilen Frederick Winslow Taylor 1856 yılında Pennsylvania Eyaletinde doğdu. 1874’te hukuk öğrenimine başladı fakat sağlık sorunları nedeniyle öğrenimini tamamlayamadı. Aynı yıl bir makine atölyesine makinist çırağı olarak girdi ve gece okuluna giderek makine mühendisliği eğitimi aldı. 1878 yılında Midvale Çelik Şirketi’nde işçi statüsüyle çalışmaya başladı ve 6 yıl içerisinde baş mühendisliğe yükseldi. 1883 yılında Makine Mühendisliği diplomasını aldı. 1890 yılında buhar işleme makinesinin patentini alarak Manufacturing Investment Corporation şirketinin genel müdürü oldu. 1901 yılından itibaren kendini “Bilimsel Yönetimin İlkeleri” ne adayan Taylor, 1915 yılında vefat etti.

Şimdi Taylorizm’e geçecek olursak;

Taylorizm, işçinin doğuştan günahkar ve aptal olması temeline dayanır. Öte yandan Taylor bu düşüncesiyle tartışmalara konu olup; insan kaynağına değer vermeyen, sadece üretimi ve sonucunu düşünen “Yönetim Mühendisi” olarak da görülmüştür. Taylor’un çalışma hayatındaki gözlemler, Bilimsel Yönetimin İlkeleri’nin doğmasına neden olmuştur. Bu gözlemleri gelin beraber inceleyelim;

  • İş yerlerinde işçilerin az çalışması ya da tembelliğinden dolayı verimsizlik mevcuttur.
  • Var olan çalışma düzensizliği büyük israfa ve kayıplara neden olmaktadır.
  • Çalışanlar işe alınırken yeterli eğitimi almış olmaları göz önünde bulundurulmamaktadır.
  • Yöneticiler işlerin yapılmaları bakımından standart süreler belirlemedikleri için yönetime ait birtakım sorumluluklar işçiler üzerine kalmaktadır.

Verimliliği büyük ölçüde etkileyen bu etkenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini düşünen Taylor, bu etkenlere çözüm üretmeyi amaçlayıp bilimsel yönetim görüşleri olan Taylorizm’i geliştirdi.

Taylorizm İlkeleri:

  • İşletmedeki bütün işler planlanıp her bir iş; uygun yer, uygun zaman ve uygun koşullarda gerçekleştirilmelidir.
  • Yapılan işler rastgele ve başıbozuk şekilde değil, birbiriyle tutarlı, uyumlu ve bilimsel ilkelere uygun bir şekilde yerine getirilmelidir.
  • İşlerin yerine getirilmesinde iş gören ve yöneticilerin gelişigüzel çalışması ortadan kaldırılıp, işin planlaması ve tasarımı; yöneticilerin, sadece uygulama görevi işçilerin olmalıdır.
  • Yöneticiler en düşük verimliliği kabullenmek yerine ulaşılabilecek en yüksek verimliliği sağlamaya çalışmalıdır.
  • En yüksek verimlilik için işi yapacak işçilerin gerekli eğitimi almış olması ya da sürekli olarak işin başındayken eğitilmesi gereklidir.
  • Verimi arttırmak ve dikkat dağınıklığını önlemek için belli bir işten bir işçi sorumlu tutulmalıdır.

Tüm bu sorunlar karşısında çözüm üreten ilkelerden sonra aklınıza şu soru takılabilir: “Peki bu ilkeler uygulanıp bir işe yaradı mı?”

Bu sorunun cevabını size örneklerle açıklayacağım:

 Taylorizm ilkelerinin uygulandığı bir makine sanayii olan vagon yükleme merkezinde bir işçiden üç işçilik verim alındığı görülmüştür.

Bir başka örnek olarak; günde 350 dökme demir külçesi nakleden bir taşıyıcının bunu 1000 adede çıkardığı görülmüştür.

Fakat tüm bu verimlilikler karşısında işçilerin makine gibi çalışmasından dolayı ruhi bunalıma girdiklerine rastlanmıştır. Bu hızlı tempoyu sadece genç ve kuvvetli kişilerin kaldırdığı gözlenmiş ve sendikalar tarafından büyük tepki toplamıştır. Sendikalar Taylorizm’e karşı çıkmış ve günümüze kadar bu sistemin sert kalıplarını yumuşatmayı başarmışlardır.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Sevgiyle kalın.