Yargılamak Kolaydır

Merhabalar,

Bir soru ile yazıya başlamak istiyorum? Gün içinde yargıladığınız kişiler olmuştur, peki en son kişi kimdi? Bu soruma net bir yanıt verebilir misiniz yoksa yargılamadığınızı mı düşünürsünüz? O halde dilerseniz hep beraber yargılamanın derinliklerine inelim.

Bir şeyin olma yolunda görüş öne sürmeye, karar vermeye ya da yargıyı dile getirmeye “yargılamak” denir. Her insan birbirinden farklı ve eşsizdir. Kimse kimsenin yerini tutamaz, herkesin olaylar karşısında verdiği spesifik noktalar bulunur ve bu da kişinin benliğini ortaya çıkarır. Örneğin okulda ders çalışacaksınız ama defterinizi koyduğunuz yerde bulamıyorsunuz. Kesin “X” kişisi almıştır diye içinizden geçirdiniz. Peki neden o? Belki geçmişte yaşadığınız birtakım olaylar sizi bu düşünceye itti. Belki dün de aynı davranışı sergileyip sizden izinsiz defterinizi almıştı, siz de bu şekilde düşündünüz. Yani yaşadığınız olaylar sonucunda birtakım yargılara varabiliyorsunuz. Ya defteri o almadıysa? O zaman sizin düşünceniz yanlış demektir, o zaman o kişiyi boş yere yargılamış mı olursunuz?

Yargılamayı bilinçli mi yaparız?

Bir kişiyi ya da kişileri yargılamayı ele alalım. Bizden farklı olan kişilere karşı tepkilerimiz farklılık gösterir. Kimisi anlayışla karşılar, bu tür şeyler doğaldır der; kimisi de olur mu böyle şey diyerek karşı çıkmaya ve o kişiyi yargılamaya başlar. Başkalarını yargılamak her zaman kolaydır. Bir olayın sebebi biz olsak bile bazen suçu başkalarına atıp kendimizi savunmayı seçeriz ki vicdanımız rahatlasın. Ama aynı şey bize yapıldığında esip gürleriz, anlamadan dinlemeden karar verme deriz. Aynı şey bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi neden başkalarına uygularız o zaman? Belki de kolay geldiği için olabilir. Bu yüzden bazen bilinçli olarak bazen de bilinçsiz olarak yargılama yoluna başvururuz. Yargılardan kurtulabilmek için gözlem yapmak gerekir, olayların farkında olmak gerekir. 

Aynı şey arkadaşlık kurarken de geçerlidir. Üniversite birinci sınıfınızın ilk gününü hatırlayın. Gördüğünüz herkes size yabancıdır ama bazı kişileri duruşundan ya da konuşmasından kendi içinizde yargılamaya başlarsınız: “Şu kızla arkadaş olmayayım kötü ve mesafeli birine benziyor, bu kişi bana güven vermedi ondan kesinlikle uzak durmalıyım ama şu çok samimi geldi bununla arkadaş olabilirim.”

Peki sonuç ne? İlk gün çok kötü olarak tanımladığınız kişiyle en yakın arkadaş mı oldunuz? Tebrikler, yargıların dünyasına hoş geldiniz. Bu tür olaylar genelde karşılaşılan cinsten. Özellikle ilk kez gördüğümüz kişilere karşı farklı bir tavır sergileriz ve bazılarından kendimizi geri çekeriz. Ama o kişilerle herhangi bir yerde karşılaşıp konuşma fırsatı bulduğumuzda nasıl biri olduğunu konuşmalarından, kullandığı sözcüklerden ve tarzından az çok anlarız. Konuştukça daha samimi bir ortam yakalarız hatta birbirimizi tanıdıkça ortak yönlerimizi keşfederiz ve bunlar bizi birbirimize bağlar. Diyeceksiniz ki her zaman böyle olmuyor, bazen haklı çıkıyorum. O da doğru. Herkes böyle değildir, tanımadan bir yargıya varmak istemez ama içinde az da olsa bir önyargı ile yaklaşır. Ama yine de hoşgörülü davranmaya çalışır. Olması gereken de budur. Kimse kimseyi tam anlamıyla tanıyamaz. Bazen kendimizi bile tanımakta güçlük çekeriz. Önemli olan yargılara göre bir karar vermemektir. Sizin yargılarınız o kişiyi tanımlamaz ya da nasıl biri olduğunu açıklamaz. Çünkü hepsi sizin düşüncelerinizdir. Bir insanı net bir şekilde anlayabilmek için onunla iletişim kurabilmek gerekir.

Bazı zamanlarda olduğunuz alandan çıkıp pencereni genişletmeniz gerekir ki detayları görebilesiniz. Ancak bu şekilde yargılarınızın sizi ele geçirmesine engel olabilirsiniz. Yargılarınızın kölesi olmayın, koşullar ne durumda olursa olsun yargılarınızı elinizde tutmak sizin elinizde.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.